22.9.07

PİYANGO - Shirley Jackson (Çev.Egemen İmre)

27 Haziran sabahı gökyüzü bulutsuz ve güneşli, bir yaz gününün insanın içini ısıtan sıcaklığıyla dopdoluydu; çiçekler rengarenk açmış, otlarsa yemyeşildi. Köy halkı meydanda, postaneyle banka arasında, saat 10 civarında toplanmaya başlamıştı. Bazı kasabalarda o kadar çok insan vardı ki piyango iki gün sürüyordu ve daha 20 Haziran’da başlamışlardı. Ama aşağı yukarı üç yüz nüfuslu bu köyde, bütün piyango iki saatten az sürüyordu, öyle ki sabah 10’da başladıkları halde köy ahalisi öğlen yemeğinde evlerinde oluyorlardı.

Tabii ki önce çocuklar toplandı. Okullar daha yeni yaz tatiline girmişti ve özgürlük hissi çoğunda hala biraz eğreti duruyordu; bir süre sessiz sedasız bir araya geliyor, sonra patırtı gürültüyle oyunlarına dalıyorlardı. Ve hala sınıftan ve öğretmenden, kitaplardan ve yedikleri azarlardan konuşuyorlardı. Bobby Martin daha şimdiden ceplerini taşlarla doldurmuştu, diğer çocuklar da onu örnek alıp en yuvarlak ve pürüzsüz taşları toplamakta gecikmediler. Bobby ve Harry Jones ve Dickie Delacroix –köy halkının deyişiyle ‘Dellacroy’- sonunda topladıkları taşları meydanın bir köşesine bir tepecik yapıp diğer oğlanların saldırılarına karşı göz kulak olmaya başladılar. Kızlar bir kenarda durmuş kendi aralarında konuşuyor, yandan bakışlarla (omuzlarının üzerinden?) oğlanları izliyorlardı. Daha da küçüklerin kimisi toz toprağın içinde yuvarlanıp duruyordu kimisi de ağabey ve ablalarının ellerine sıkıca yapışmış haldeydi.

Kısa süre sonra erkekler de, çocuklarını izleyerek, hasattan ve yağmurdan traktörlerden ve vergilerden konuşarak toplaşmaya (bir araya gelmeye?) başladılar. Köşedeki taş yığınından uzakta, kendi aralarında sessizce şakalaşıp, gülmek yerine gülümsemekle yetindiler. Kadınlar, üstlerinde solmuş evlik kıyafetleri ve kazaklarıyla, erkeklerden kısa bir süre sonra geldiler. Kocalarının yanına giderken selamlaşıp en son dedikoduları birbirlerine anlattılar. Kısa süre sonra, kocalarının yanından çocuklarına seslenmeye başladılar. Dört beş kez çağrıldıktan sonra, çocuklar isteksizce annelerinin yanına gittiler. Bobby Martin annesinin elinden kurtulup gülerek köşedeki taş yığınına doğru koştu. Babası sesini yükseltince çabucak gelip en büyük ağabeyiyle babası arasında yerini aldı.

Piyango –meydandaki dans, gençlik kulübü ve Cadılar Bayramı gibi- sosyal aktivitelere ayıracak zamanı ve enerjisi olan Bay Summers tarafından idare ediliyordu. Yuvarlak suratlı, neşeli bir adamdı; kömür işletmesinin başındaydı. İnsanlar onun için üzülüyorlardı, çocuğu yoktu ve karısı da cadalozun tekiydi. Siyah tahta kutuyla meydana geldiğinde köy halkında hafif bir uğultu başladı. Onlara el sallayıp ‘kusura bakmayın biraz geciktim,’ dedi. Postacı Bay Graves üç ayaklı bir sandalyeyle onun peşinden geliyordu. Sandalye meydanın ortasına kondu ve Bay Summers da elindeki siyah kutuyu üzerine yerleştirdi. Köy halkı sandalyeden uzak duruyordu ve Bay Summers ‘Birileri bana yardım edebilecek mi?’ dediğinde bile insanlar çekindiği belliydi. Bay Martin ve en büyük oğlu Baxter öne çıkıp kutuyu tutarken Bay Summers da içindeki kağıtları karıştırdı.

Piyangonun orijinal zımbırtıları uzun zaman önce kaybolmuştu ve şu an sandalyenin üzerinde duran siyah kutu kasabanın en yaşlısı İhtiyar Warner’ın bile doğumundan öncesinde kullanılmaya başlanmıştı. Bay Summers sık sık yeni bir kutu yapmaktan bahis açsa da, köy halkı siyah kutunun onlara ifade ettiği kadarcık geleneği dahi bozmak istemiyorlardı. Söylentilere göre bu kutu bir önceki, köyü ilk kuranların kullandığı kutunun parçalarından yapılmıştı. Her yıl, çekilişten sonra, Bay Summers yeni bir kutu yapmak yeniden işini ortaya atar, ama her yıl konu kimse bir şey yapmadan unutulur giderdi. Siyah kutu her yıl daha da döküntü görünüyordu: artık tamamen siyah değil, bir kenarından kötü şekilde parçalanmış, alttan tahtanın kendi rengi görünmeye başlamıştı. Yer yer rengi solup lekelenmişti.

Bay Martin ve en büyük oğlu Baxter kutuyu tutarken Bay Summers da içindeki kağıtları eliyle güzelce karıştırdı. Geleneklerin çoğu unutulduğu veya terk edildiği için Bay Summers eskiden kullanılan küçük tahta plakalar yerine kağıt parçaları kullanılmasını sağlamayı başarmıştı. Bay Summers’a göre, köy küçücükken tahta parçaları kullanmakta bir sakınca yoktu ama artık kasabanın nüfusu yüzü aşmış ve de daha da artarken tahta kutuya daha rahat sığabilecek bir şeylere ihtiyaç vardı. Çekilişten önceki gece Bay Summers ve Bay Graves kağıtları hazırlayıp kutuya koymuş, kutuyu da Bay Summers ertesi sabah köy meydanına götürünceye kadar kömür şirketinin kasasına koyup kilitlemişlerdi. Yılın geri kalanında kutu kaldırılır, orada burada saklanırdı. Bir yıl Bay Summers’ın ahırında kalmış, bir başka yıl da postanede ayak altında geçirmişti. Bazen de Martin’in bakkal dükkanında bir rafa kaldırılırdı.

Bay Summers çekilişi başlatmadan önce yerine getirilmesi gereken epey angarya vardı. Listeler hazırlanmalıydı: ailelerin en büyükleri, hane reisleri ve her bir hanenin nüfusu. Postacının çekiliş memuru olarak Bay Summers’a usulünce yemin ettirmesi vardı. Bazıları, bir zamanlar, bir tür şarkının söylendiğini hatırlıyorlardı; her sene adetten olduğu için söylenen, ahenksiz bir tür ilahiydi bu. Bazıları çekiliş memurunun ilahiyi söylerken ayağa kalkması gerektiğine inanıyorlardı; bazılarıysa insanların arasında dolaşması gerektiğine. Ama uzun yıllar önce işin bu kısmı savsaklanıp terk edilmişti. Ayrıca, memurun, kutudan her kağıt çekene hitap ederken kullandığı özel bir selamlama da vardı; ama, zamanla bu da terk edilmişti. Şu ara, sadece memurun kağıt çekmek için sırası gelen kişiyle konuşması yeterli görülüyordu. Bay Summers bu işlerde çok iyiydi; tertemiz beyaz gömleği ve kot pantolonunu giymiş, bir elini siyah kutunun üzerine umursamaz bir ifadeyle koymuştu. Bay Graves ve Martinlere durmaksızın bir şeyler anlatırken çok önemli biri gibi görünüyordu.

Bay Summers sonunda konuşmayı bırakıp bir araya toplanmış köy halkına döndüğü sırada Bayan Hutchinson, kazağı omuzlarında, alelacele meydana doğru seğirtti ve kalabalığın arkalarında yerini aldı. Yanındaki Bayan Delacroix’a dönüp,
“Basbayağı unutmuşum hangi gün olduğunu yahu,” dedi ve ikisi de hafifçe güldüler. “Benim herif arkada odunları yığıyor sanıyordum,” diye devam etti Bayan Hutchinson,
“sonra pencereden baktım ki çocuklar gitmiş, sonra bir hatırladım ki bugün yirmi yedisi; hemen koştum geldim.”
Ellerini önlüğüne sildi. Bayan Delacroix, “Ama vaktinde geldin, hala orada çene çalıyorlar.”

Bayan Hutchinson boynunu uzatıp kalabalığın üzerinden kocasına ve çocuklarına bakmaya çalıştı ve onları ön tarafa yakın bir yerlerde gördü. Bayan Delacroix’nın omzuna dokunup veda etti ve kalabalığın arasından kendine yol açmaya çalıştı. İnsanlar kenara çekildi, bir iki kişi neredeyse herkesin duyabileceği bir sesle “Senin hanım da geldi, Hutchinson”, “Yetişti işte Bill” diye seslendiler. Bayan Hutchinson kocasına ulaştı. Onu bekleyen Bay Summers da neşeyle, “Sensiz başlayacağımızı düşünmeye başlamıştım, Tessie,” dedi. “Tabakları bulaşık bırakamazdım di’mi, Joe?” diye sırıtarak yanıt verdi. Kalabalıktan cılız kahkahalar yükseldi ve insanlar tekrar kalabalıktaki yerlerini aldılar.

“Hadi bakalım,” dedi Bay Summers ciddi bir şekilde, “artık şunu bitirelim de işimize gücümüze dönelim. Eksiğimiz var mı?”

“Dunbar,” dedi kalabalıktan birkaç kişi, “Dunbar yok.”

Bay Summers listesini kontrol etti. “Clyde Dunbar.” dedi. “Doğru, bacağı kırıktı değil mi? Onun yerine kim çekiyor?”

“Ben. Herhalde yani.” dedi bir kadın. Bay Summers dönüp kadına baktı. “Karı kocası için çekiyor,” dedi Bay Summers “Yaşı gelmiş bir oğlun yok mu, Janey?” Aslında Bay Summers da, köy ahalisi de yanıtı gayet iyi biliyordu; ama, çekiliş memurunun görevi böyle soruları resmen sormayı gerektiriyordu. Bay Summers Bayan Dunbar’ın yanıtını kibarca dinlemeye başladı.
“Horace daha on altısına basmadı,” dedi Bayan Dunbar üzüntüyle. “Herhalde bu sene benim adamın yerini benim almam gerekecek.”

Bay Summers “Tamam,” dedi. Elindeki listeye bir şeyler karaladı. Sonra “Watson mu çekecek bu yıl?” diye sordu.

Kalabalığın içinden uzun boylu bir delikanlı elini kaldırdı. “Burada,” dedi. “Annem ve kendim için çekeceğim.” Gergin bir şekilde gözlerini kırpıştırdı. Kalabalıktan “Aferin delikanlı,” “Evin erkeği annesinin yerine çekecek” sesleri yükselirken başını eğdi.

“Tamam,” dedi Bay Summers, “Herhalde tamamız. İhtiyar Warner gelebildi mi?”
Kalabalıktan “Burada,” diye bir ses yükseldi ve Bay Summers onaylar şekilde başını salladı.
Bay Summers hafif bir öksürükle boğazını temizleyip listeye baktığında kalabalığa bir sessizlik çöktü. “Hazır mıyız?” diye seslendi, “Şimdi isimleri okuyacağım, öncelikle aile reislerini, herkes de gelip kutudan bir kağıt çekeceksiniz. Herkes sırasını savana kadar kağıtları açmak yok. Anlaşıldı mı?”

Bu işi o kadar çok defa görüp geçirmişlerdi ki herkes talimatları yarım kulakla dinledi. Çoğunluk sessizdi; dudaklarını ıslatıyor, birbirlerine bakmıyorlardı. Sonra Bay Summers elini kaldırdı ve “Adams,” diye seslendi. Bir adam kalabalıktan sıyrılıp öne çıktı. Bay Summers “Selam Steve,” dedi. Öteki de “Selam Joe,” diye yanıtladı. Birbirlerine gergin bir şekilde gülümsediler. Bay Adams siyah kutuya elini daldırdı ve katlanmış bir kağıt parçası çıkarttı. Bir köşesinden sıkıca tutup alelacele kalabalıktaki yerini aldı. Ailesinden biraz uzakta durmuş, elinde bakmıyordu.
“Allen,” diye seslendi Bay Summers. “Anderson… Bentham.”

“İki piyango arasında pek bir zaman yok gibi geliyor artık,” dedi Bayan Delacroix arka sıradaki Bayan Greaves’e.“Sanki öncekini daha geçen hafta yapmışız gibi.”
“Zaman gerçekten de çabuk geçiyor,” dedi Bayan Greaves.
“Clark… Delacroix”
“İşte benimki de gidiyor,” dedi Bayan Delacroix. Kocası öne çıkarken o da nefesini tutuyordu.
Bay Summers “Dunbar,” diye seslenince Bayan Dunbar kutuya doğru yöneldi. Bir kadın “Haydi Janey,” diye yüreklendirdi. Bir başkası da “İşte gidiyor,” dedi.

Bayan Greaves “Sıra bizde,” dedi. Bay Graves’in kutunun yanından dolaşıp ciddi bir ifadeyle Bay Summers’ı selamlayışını, sonra da kutudan küçük bir kağıt parçası çıkarışını izledi. Artık kalabalığın her tarafında iri ellerinde küçük kağıt parçalarını sıkı sıkıya tutup gergin bir şekilde evirip çeviren erkekler vardı. Bayan Dunbar ve iki oğlu bir arada duruyordu. Bir kağıt parçasını da Bayan Dunbar tutuyordu.
“Harburt… Hutchinson.”
Bayan Hutchinson, “Çık meydana, Bill,” dedi. Yakınındakiler gülüştüler.
“Jones.”
“Diyorlar ki,” diye söze başladı Bay Adams, yanında duran İhtiyar Warner’a dönüp, “kuzeydeki köyde piyangoyu bırakmayı düşünüyorlarmış.”

İhtiyar Warner hoşlanmadığını belirtircesine burnundan soludu. “Bir avuç ahmak,” dedi. “Gençlere baksan, hiçbir şeyi beğenmezler. Sonra bi’ bakıcan mağaralarda yaşamaya başlıycaklar, kimse çalışmıycak, öyle yaşayıp gidicekler. Eskiden bi’ deyiş vardı, ‘Piyango haziranda, mısır hasadı yolda’ diye. Sonra haşlanmış sıçankulağıyla meşe palamudu yemeye başlardık. Piyango hep vardı,” diye aksilendi. “Genç Joe Summers’ın orada milletle şakalaşması bile yeterince kötü.”

“Bazı yerlerde piyangoyu bıraktılar bile,” dedi Bay Adams.
“İşin sonu kötüye varır,” dedi İhtiyar Warner. “Bir avuç genç ahmak.”
“Martin.” Bobby Martin babasının ileri çıkışını izledi. “Overdyke… Percy.”
“Acele ediverseler.” dedi Bayan Dunbar, oğluna. “Acele ediverseler.”
“Neredeyse bitti sayılır,” dedi oğlu.
“Koşup babana haber vermeye hazırlan,” dedi Bayan Dunbar.
Bay Summers kendi ismini okudu, bir adım atıp kutudan bir kağıt çekti. Sonra “Warner,” diye seslendi.
“Piyangodaki yetmiş yedinci yılım,” dedi Warner kalabalıktan sıyrılırken. “Yetmiş yedinci defa.”
“Watson.” Uzun boylu delikanlı sarsakça öne çıktı. Biri “Rahat ol, Jack,” diye seslendi. Bay Summers da “Acelemiz yok, evlat,” dedi.
“Zanini.”

Sonra uzun, kimsenin nefesinin dahi duyulmadığı bir sessizlik oldu; ta ki Bay Summers, elindeki kağıt parçasını havaya kaldırıp “Tamamız arkadaşlar,” dedi. Bir an için kimse hareket edemedi, sonra bütün kağıtlar aynı anda açılıverdi. Bütün kadınlar aynı anda konuşmaya başladı,

“Kimmiş?,” “Kimdeymiş?,” “Dunbarlar mı?,” “Watsonlar mı?” Ardından sesler “Hutchinsonlar’da. Bill. Bill’e çıktı.” demeye başladılar.
Bayan Dunbar büyük oğluna “Koş babana haber ver,” dedi.

Kalabalık Hutchisonları görmek için çevresine bakınmaya başladı. Bill Hutchison sessizce duruyor, başını eğmiş elindeki kağıda bakıyordu. Aniden Tessie Hutchison Bayan Summers’a “Ona istediği kağıdı seçecek zamanı vermedin. Seni gördüm. Haksızlık bu!” diye bağırdı.
“Mızıkçılık yapma Tessie,” diye seslendi Bayan Delacroix. Bayan Graves “Hepimizin şansı eşitti,” diye ekledi.

“Kapa çeneni, Tessie” dedi Bill Hutchison.
“Evet arkadaşlar,” dedi Bay Summers, “bu işi epey çabuk hallettik, elimizi biraz çabuk tutarsak her şey vakitlice bitmiş olur.” Elindeki ikinci listeye göz gezdirdi. “Bill,” dedi, “bütün Hutchisonlar için sen çekeceksin. Ailenizde başka hane var mı?”
“Don ve Eva var,” diye seslendi Tessie. “Onlar da şanslarını denesinler!”
“Kızlar kocalarının ailesiyle çekilişe girerler, Tessie,” dedi Bay Summers olanca kibarlığıyla, “Sen de buradaki herkes gibi biliyorsun bunu.”
“Haksızlık bu,” dedi Tessie.
“Sanırım başka kimse yok, Joe,” dedi Bill Hutchison üzgün bir ifadeyle. “Kızım kocasının ailesiyle çekilişe katılır tabii, bu gayet adil. Çocuklardan başka da bir akrabam yok.”
“Şu halde, tüm aile için çekilişi yapacak olan sensin,” diye açıkladı Bay Summers, “sizin hane için çekilişi yapacak olan da tabii, değil mi?”
“Öyle,” diye onayladı Bill Hutchison.

“Kaç çocuğun var Bill?” diye sordu Bay Summers resmi bir şekilde.
“Bill var, Jr. ve Nancy. Bir de küçük Dave. Bir de Tessie’yle ben.”
“Tamam o zaman,” dedi Bay Summers. “Harry, kağıtları topladın mı?”
Bay Graves kafasıyla onaylayıp elindeki kağıtları kaldırdı. “Kutuya koy bakalım o zaman,” dedi Bay Summers. “Bill’inkini alıp içine at.”
“Bence baştan başlamamız gerek,” dedi Bayan Hutchison yapabildiği kadar sessiz bir şekilde. ”Haksızlık var diyorum. Yeterince zaman tanımadın. Herkesler gördü bunu.”

Bay Graves beş tane kağıt parçası seçti ve kutuya koydu ve bunlar dışındakileri yere bıraktı. Yerdeki kağıtlar esintiyle havalanıp uçuştular.

Bayan Hutchinson “Herkese diyorum, dinleyin,” diye çevresindekilere söyleniyordu.
“Hazır mısın, Bill?” diye sordu Bay Summers ve Bay Hutchinson eşiyle çocuklarına çabucak bir bakış atıp başıyla onayladı.
“Unutmayın,” dedi Bay Summers, “bir kağıt çekip diğerleri de çekmeden açmayacaksınız. Harry, sen de küçük Dave’e yardım et.” Bay Graves çocuğun elinden tuttu. Küçük çocuk hevesli bir şekilde onunla kutuya kadar gitti. “Kutudan bir tane kağıt çek, Davy,” dedi Bay Summers. Davy elini kutuya daldırıp güldü. “Sadece bir tane çek, tamam mı?” dedi Bay Summers, “Harry, küçüğünkini sen tutuver.” Bay Graves çocuğun elini tuttu ve sıkılmış yumruğundan kağıdı aldı. Küçük Dave onu meraklı gözlerle süzerken o da kağıdı tutuyordu.

“Sıradaki Nancy,” dedi Bay Summers. Nancy on iki yaşındaydı ve o eteğini salıyarak ileri çıkarken okul arkadaşları nefeslerini tutuyorlardı. Nancy zarif bir şekilde kutudan bir kağıt çekti. Bay Summers, “Bill, Jr.” dedi ve suratı kıpkırmızı, ayakları kocaman Billy bir kağıt çekerken neredeyse kutuyu devirecekti. Bay Summers “Tessie,” diye seslendi. Bayan Hutchinson bir an için duraladı, çevresine meydan okurcasına baktı ve dudaklarını büzüp kutuya yöneldi. Bir kağıdı hızla çekti ve arkasına sakladı.

“Bill,” dedi Bay Summers ve Bill Hutchinson kutuya elini daldırıp bir süre öylece kaldı, sonunda bir kağıt çekti.
Kalabalık sessizdi. Bir kız “Umarım Nancy değildir,” diye fısıldadı ama sesi kalabalığın öteki ucundan bile duyuldu.
“İşler eskisi gibi değil,” diye herkesin duyabileceği bir sesle söylendi İhtiyar Warner, “İnsanlar eskisi gibi değil.”

“Tamam,” dedi Bay Summers. “Kağıtları açın. Harry, sen de küçük Dave’inkini aç.”
Bay Graves kağıdı açtı ve kağıdın boş olduğunu gören kabalık rahat bir nefes aldı. Nancy ve Bill, Jr. kağıtlarını aynı anda açtılar ve ikisinin de yüzleri aydınlandı ve kağıtlarını kaldırıp kalabalığa göstererek gülümsediler.
Bay Summers “Tessie,” dedi. Bir anlık bir sessizlik oldu ve Bay Summers Bay Hutchison’a baktı. Bill kağıdını açıp kalabalığa gösterdi. Boştu.
“Tessie’ymiş,” dedi Bay Summers sessizce. “Onun kağıdını da göster, Bill.”
Bill Hutchison karısının yanına gidip kağıdı elinden zorla aldı. Kağıtta siyah bir iz vardi, Bay Summers’ın önceki gece kömür şirketinin ofisinde kara kalemle yaptığı izdi bu. Bill Hutchison kağıdı havaya kaldırdı ve kalabalıkta bir hareketlenme oldu.
“Peki’ millet,” dedi Bay Summers. “Şu işi çabucak bitirelim.”

Köy ahalisi işin ilk ayinimsi kurallarını unutmuşsa da, ilk siyah kutuyu kaybetmişse de hala taşları hatırlıyorlardı. Çocukların erkenden bir kenara istiflediği taşlar hazırdı. Yerde, üstlerinde az önce kutudan çıkan kağıtların uçuştuğu taşlar vardı. Bayan Delacroix iki eliyle ancak kaldırabildiği bir taş almış, Bayan Dunbar’a “Haydi,” diyordu, “Çabuk ol.”

Bayan Dunbar iki eline küçük taşlar almış, nefes nefese “Mümkün değil koşamam, Sen önden git ben sana yetişirim,” diyordu.

Çocuklar taşlarını çoktan hazırlamışlardı. Biri de küçük Davy Hutchison’ın eline birkaç çakıl tutuşturdu.

Tessie Hutchison kalabalığın merkezinde kalmıştı, ellerini çaresizce kaldırıp “Haksızlık bu,” dedi. Kafasının yan tarafına bir taş isabet etti. İhtiyar Warner, “Haydi, haydi hep beraber,” diyordu. Steve Adams kalabalığın başındaydı, hemen ardında da Bayan Graves vardı.

“Haksızlık bu, bir yanlışlık var,” diye bağırdı Bayan Hutchison ve o anda hepsi de üzerine çullandı.


Çeviri: Egemen İmre
Kaynak: http://www.zifiri.org/

8 yorum:

seyma dedi ki...

gerçekten güzel bir çeviri olmuş,sağolun.. hikaye insanın içini ürpertiyor..

Adsız dedi ki...

valla Allah razi olsun ne diyim bende bunu nasil cevirecem diye dusunuyordum :D

Adsız dedi ki...

ellerinize sağlık...mükemmel..

Adsız dedi ki...

çok güzel bir çeviri olmuş.ellerinize sağlık:)

Adsız dedi ki...

Fen 3 was here

Adsız dedi ki...

Birader eyvallah eline koluna sağlık beni çok büyük dertten kurtardın :D

Adsız dedi ki...

bir kaç yanlış dışında çeviri on numara olmuş

Sacide Bademci dedi ki...

Çeviri için çok teşekkürler, çok yardımcı oldu. Ingilizcesinin yanında türkçe çevirisini okumak çok faydalı oluyor. :)