4.4.07

balonla aya yolculuk

Tabi ya bu i$te; o kibrit (katalizor mu ne :)), belki bir sandvic, bir kahve, belki bir sigara, bir kedi hatta cogu zaman. Biliyorum merak etmesinler! A$ki da sevi$meyi de biliyorum. Benim demek istedigim de bu oldu hep, hic anlatmamama ragmen bunu anlatmak istedim sana. Herkese de... (oysa kimseye anlatmadim). Belki de coktan beri biliyordun. (ki eminim oyle) Insanlar, cumleler yuzunden kaybetmemeli; ve yine onlarin sayesinde kazanmamali. Pöff! Ne cok gereksiz kelimeler, belki bu yuzden seviyorum kisa tutmani konu$malari. Beni, seni; bizi birbirimize sevdiren icguduler, ilahi, icgudusel icguduler; ve umuyorum di$tan hic bir gudubet gudu gelip gidiklamaz gulumsese catlayacak koca ayaklarimizi.

sen kucuk bir ay merdivenisin
a$kin kadife eldivenleri ellerin
ve denizin elsiz eldivenisin
icine nefesimi ufleyip $i$irdigim her$ey adina
ve icgudulerim ve naylon coraplarim
patlak koruyucular, pembe balonlar
ve tum bo$ kalan derinliklerin adina
seni prensesim ilan ediyorum

2.4.07

demir okce'den -j.l.-

giderek sevince bogulmak,
giderek kudrete kavusmak,
benim dogustan hakkimdir.
ve butun gucumle haykirmak isterim bunu.
bu ovgu mar$ini uzun ya$amimin sonuna kadar.
tanrilarin öldugu bir ya$ta
olum benim de tepeme binse
her zaman her yerde tattigim mutluluklarin
$arabiyla dolu kadehimi bitirmis olacagim.
kadinin $ehvetini, iktidarin tuzunu
kibri ne varsa her seyi tatmi$ olacagim

bu $arabin tortusunu diz cokup icerim
cunku ickinin sarho$slugu ho$tur
ve bana icmek arzusu verir
olume icmek ya$ama icmek
ya$amim bir gun ucar giderse
kadehimi bir ba$ka bene veririm

cennet bahcelerinden kovdugun ki$i
bendim tanrim, bendim ordaki
toprak cokup, gok devrildiginde
ben yine orada olacagim
benim olan guzelliklerle dolu dunyada
ilk ya$am cigliklarimizdan,
a$k ve $ehvet gecelerimize kadar
tatli acilarimizla dolu benim dunyamda
benim alcakgonullu, ilik kanim
daha yaratilmamis,
ama gercek bir halk icin atar nabzimda.
dunya arzusuyla heyecanli bu kan,
senin gaddar cehenemminin ate$ini sondurecektir. (ozur dilerim canim)
ben insanim, butun etimle insan
ve butun yalan ve kibirli ruhumla insan.
ana rahmindeki ilik gecemden,
bedenimin toza donu$ecegine kadar;
bizim lekelerimizle kemik,
etimizle et bu dunya.
bizim caldigimiz havayla doner.
bu yeryuzu cennetinde susuzluk hic dinmeyecek,
ta derinliklere kadar bu ya$ami etkileyecek.
ben bal dolu kadehimi bitirdigimde,
gokku$aginin butun renkleri solup gittiginde,
deliksiz bir uykunun son huzuru
benim du$lerimi bozamayacaktir.

cennet bahcelerinden kovdugun ki$i,
bendim tanrim bendim ordaki!
toprak cokup, gok devrildiginde
ben yine orada olacagim tanrim
beni ve o en guzel dunyamda
kuzey kizilliginda uyani$imizdan,
a$k ve $ehvet gecelerimize kadar,
en sevgili zevklerimizi saklayan
benim dunyamda.

30.3.07

durgun

anlamlar,
griye dogru solmaya elveri$li,
guzellik maskesi altinda merhametsizligi oynuyorlar.
bu dol yataginda acikca goruluyor her$ey
curuguz, durgunuz, safiz
kaybetmek icin variz

at bir zar ciz yolunu
kadife eldivenin ellerinde
okunan bir kitap gibi acigiz a$kin kadife ellerinde
bu fosil yataginda acikca goruluyor her$ey
sen de ben de gorunuyoruz

curuguz, saf ve durgun
sen de kaybetmek icin dogdun

25.3.07

fix you

elinden geleni yaptigina inanmana ragmen ba$aramadiginda
istedigini elde edip gerekeni elde edemediginde
olecek gibi olup gozlerini dahi kirpamadiginda
ters donmu$ bir kaplumbaga gibi olursun

ve gozya$larin bardaktan bo$alir gibi yagmakta
bir daha yerine koyamayacagin bir $eyi kaybettiginde
birini sevip bunun bosuna oldugunu anladiginda
daha kotusu olabilir miydi du$unmelisin

isik seni evine goturecek ama belki de bedenini tutu$turacak
ve ben orada olacagim seni iyile$tirmek için

ve yuksege, yukariya ya da a$agi ya da alta
bitmesine izin veremeyecek kadar fazla sevdigin o an
denemeden bilemeyeceksin "siz"in neye layik oldugunu

coldplay

23.3.07

AVUNTU

TANRIYA SUKUR DUSUNDUGUM HER SEYI YAPMIYORUM.

16.3.07

kiyi koydum adini

Kiyida olmak ne buyuk mutluluktur. Biz deniz cocuguyuz ezelden, bakmayin orta asya diyorlar yalan, ortasindan ama asyanin degil denizin ortasindan; yoksa o sari sicak kumlar, cehennem odlari gibiler de neden yakmazlar icimizi, kavurmazlar kalbimizi. Alismisiz iste, cunku ceddimiz kiyidan. Kal-u beladan beri deniziz kisacasi. Soz vermisiz O'na; velakin, her deniz gibi kiyidayiz simdilerde, aslinda kiyida kalmak da isteriz galiba (simdilik). Dalgalarin icinde oldugumuzu sadece hayal etmek (simdilik) iyi geliyor gibi, disinda kalip guzelligin kendini, soyle iyice bir fark etmek...

Off Allah'im ne sacmaliyorum.

12.3.07

kavanozumda kedi

ne kadar oldu biliyorum sari oglan
tami tamina sekiz yil
bir soguk mart ayinda
kavanozumda ne recel ne viski
seyre dalmisken deprem gazisi sehri
duydum sessiz aglayan bir cocuk sanki
terk edilmis bir poset gibiydi sokakta
icinde yenilmis meyvelerin kabuklari
agliyor muydun o gun pencerem altinda
hayir bir aglayis degilmis ne aptaldim
derdin cok baskaydi sonradan anladim
cunku aylardan mart gunlerden kizismaydi
ve sanirim tum kadinlar sana henuz yabanciydi
bu yeni sokakta bu yeni duzende
seni oyle biraktim ellerindeki atesle
daldim yine kendi derdime kendi ellerime
ertesi gun mutfaktaydin seni sari hirsiz
tecavuze ugramaktaydi olu tavuklarimiz
elimde kalin bir sopa
gozlerinde yalin bir korku
birisine benzettim seni hala cikaramam
bir insan gibi mi korkardi bir kedi
garip bir pismanlikti o an icimdeki
ama sen bunu da anlamistin emindim
simdi dizlerimin arasindaydin
bir cocuk gibi
sanirim artik bir kedim vardi
nasil bir seydi olmak bir seyin sahibi
sanirim hic sahibin olamadik senin
aslinda her kizistiginda giderdin yanimizdan
o lanetli ic guduydu seni evden ayiran
bir kac sidikli nankor ugruna
mahallenin capkini sari bir firtina
korkmaz atlardin arabalarin onune
katardin helal olsun gununu gunune
her aksam evde ayni muhabbet
bugun fistik geldi mi anne
bir seyler yemedi mi yine
neden hep zayıflamis olurdun
hasta olurdun
bir koca yil guzelce yerdin
sonra gider karilari doyururdun

ve bir kirik bacakla karsima ciktin o gun
ben beyni calisan degistirebilen insanoglu
hic bir sey yapmadim senin icin
yok oldun ortadan bir pazartesiydi
ve bugun tam bir hafta gecti
senin icin oldu diyorlar
icimdeki denizler hala inanmiyorlar
seni yine penceremin altinda bekliyorum
arkama sakladigim tum olu tavuklarla
ve ugruna canindan oldugun sidikli karilarla
ziyafet seni bekliyor fistik
cik gel yasanabilir bir hayatla

11.3.07

ma-tu-ba-ion

bir elmaydim
isirdim kadini
sert ve sulu
operken ama acemiydim
bu yuzden galiba hep yakalandim
kadin sapimdan tuttu sonra
yuzune goturdu beni
gozune goturdu sonra
gozlerinin alti torba torba
elma dolu su doluydu
guldu sonra izin verdi
al dedi beni op doya doya
ben de kadina bir hayat verdim
salak ben işte nasil da acemiydim
cunku onlar yalniz elmanin kuludur
benim hayatima gulduler gectiler
hepsi oyleydiler kisacasi
her gece elmalarimi yediler kadinlar
bense her gece baska bir elma oldum kadinlar
siz de bunun farkindaydiniz
kaslarinizi catmayiniz
oyle surat yapmayiniz
bir gun suluysam ikinci gun serttim
bir gun sertsem ertesi gun susuz
sonunda tanri dayanamadi ya bu olanlara
bizi yatagindan kovdu ya hani
tutarak sapimizdan,
sikarak torbalarimizdan
o buyuk elmanin icine firlatti
simdi siz kadinlar elmasiz kaldiniz
bense aldanmasiz ama dudaklarinizsiz
ve kocaman bir elmanin icinde
yasamak denirse tum bu olan bitene
sert ve sulu elmalara hasret
elimiz cebimizde yasar olduk
ve kendi burusuk torbalarimizdan
sebepli sebepsiz tasar olduk

6.3.07

hayat resimli bir ruzgardir

ruzgara doner:

- Tum perdeleri kapatalim ve benimle kal ne olur.

koltuk altimda noktalar

Neden gozlerinde gordugum degilsin ki, yanlis bir filme mi geldim. Kapidan beni defalarca ceviren sen degil miydin, neden buna cevabin hayir ben degildim oluyor hep. Oysa ben o kadar cesur degilim, kalamam beni istemeyenlerle eminim buna; ama her geri donusumde bir baska ruh cifti karsimda, bir baska zehirli/sihirli nefes, bir baska silahli kelime cetesi, kara peceli cumleler, immortal cells, umursamaz gulumsemeler, umursayan telefon konusmalari, bir baska death scene... "Yeter artik!" Demem bunu, korkma; ama bu benim kaderim de demedim asla. Istersem yirtarim; ama bunun ne anlamini, ne de nedenini tarif edebilirim. Sadece "inanmak" var. Hayallerimde var o da, sadece bu. Umarim kendini ya da beni fazlaca onemseyip, bu guzel, renkli manzarayi bozmazsin.

3.3.07

canavarin kisik gozleriyle gordugudur

kucuk yesil gozlerini iyice kisarak bakar;

demirden bir at heykelidir bu
uzerinde binicisi yokken demirden bir at bir yokus gorse iner rahat rahat
ama cikmasi zor hele ki kosa kosa
savurmu$ besbelli onu -adamini- üzerinden
üc büyük tas parcasi gokyuzunden dusmus adamla beraber
ikisi parlak -atese dusen- biri -denize dusuyor- islak
deniz de sadece karadayken denizi seviyor
bu yuzden icine giremez sevdiklerinin
uzaktan bir demir gorunuyor
sanki denizin uzerinde
deniz bir at heykeliydi hani
binicisi bir demir gemiymis demek
sevdikleriyse denizin icine giriyor tek tek
acimadan denizin etlerine
iki parlak tas islaniyorlar
ve yanaklarinda denizin
sicak ve tuzlu saraplar
dunya daha hizla ÇÖLLEŞİYOR

farksizlik egrileri

ha yasadiklarimin hatirasina dalmisim, ha yasayacaklarimin hayaline...

ask, iki kisilik cift kisilikli bir aksam yemegidir.

her barismamizda boyle kocaman bir balik öpücügü bekliyorsa beni n'olur hep kavga edelim sonra da hep barisalim biz!

kacislara hapsoldum, tutuklulugundan kurtulayim derken

2.3.07

Kandir Beni

sirtimi ka$ırken tırnagima takilan bir sivilcenin
icini dolduran o ad veremedigim sivi kadar
yer kaplamiyorsun kirmizi kalbimde
sahi bir gun duracak olan kalp
bu kalp mi
inanasim yok
GÜLESİM var
nasil da umursamiyorum seni gordun mu
hemen ÖLÜME kayıyor aklim
GÜLMEYE sonra da
oysa İÇİMİ öyle bir doldurmalıydı ki ruhun
gittiginde kıvrılmamaliydi agzim
GÜLMEYE dogru
ve kandirabilmeliydim kendimi
Ölsem de var diye fazladan bir ruhum

25.2.07

AYNAYA BAKARKEN

gomlegimdeki sararmis BEYAZLIK
yuzumde inatla yesillenen sert SAKALLARIM
ve bir mart ayi bir sokak kedisinin tuylerini andiran SAÇLARIM
herseye ragmen
soylu bir ruhun goruntulerisiniz
hadi yine iyisiniz

18.2.07

Ben ve evim olsun hayallerim

Tavana yakın pencereler yapalım üstad, boyumu aşsın yükseklikleri. Beni kimse görmesin öyle haberim olmadan, ben de istemediğimde birilerini görmeyeyim. Evin bacasını çok çok uzun yapmalısın. Neden dersen; dumanım şehre karışsın istemiyorum üstad, mümkünse atmosferin de dışına bırakalım külleri, hem belki bir kaç uzaylı leylek yuva yapar ilkokul çocuklarının resim defterlerine.
Kocaman bir yatağım var benim, işte bu yüzden yatak odası en azından o yatak kadar büyük olmalı. Kapıyı açınca hemen yatak başlasın mesela. Üzerimi çıkarmaya kalmasın yerim, sevmem değişmeyi elbiseleri. Mutfak mı dedin üstad? Mutfağı geçelim, çünkü o başka birini seviyor. O yoksa mutfak da yok, yemek de yok, kirli bulaşıklar da yok, mutfak olmasa da olur be üstad, geçelim mutfağı. Sonra bir salon olmalı, duvarlarını kitaplarla kaplamalıyım, sadece kitaplarla mı? İrili ufaklı dostlarım da kaplamalı salonun boşluklarını. Ellerinde sigaraları kahveleriyle sohbetler etmeliler, çekirdekler çitlenmeli, dedikodular yapılmalı, iskambil kağıtları, tavlalar, satranç tahtaları adım atacak yer bırakmamalı. Kalabalığı seviyorum üstad, insan yaşadığına fazlaca inanıyor, kötü şeyleri unutuyor. İnsan kalabalıklar da zor ölüyor olmalı, bu yüzden severim kalabalıkları. İşte tam şu çöplüğe bakan kısımda bir de balkon olmalı üstad, ama mümkünse bu balkon o pencerelerden de yüksekte olmalı. Bir gün kalabalıktan sıkılırsam alırım kahvemi çıkarım diye düşünüyorum, çöplüğe bakarım, sevişmekten, tepinmekten bok içinde kalmış kediler görürüm. Önce tükürüklerim, sonra gözyaşlarım intihar eder üstad, daha sonrası ise bir benoluşun ilanıdır. Evet üstad tüm bu ev, bu kalabalıklar, bu gözyaşları, bu başkalarına aşık kadınlar sevme alışkanlığım, hep o benoluşlara giden kıvrımlı yollardır.
Sonra küçük bir çöp tenekesine sığacak bir atlayış yapmalıyım üstad, bir cambaz gibi...
Üzerimde kediler sevişmeli, kirletmeliler tüylerini ve en çok da beyaz kediler kirlenir üstad, bir sokak kedisi asla ama asla beyaz olmamalıdır.

16.2.07

arızalı masal

Kulenin kapısını açtığımda karşıma çıkan vadinin yeşili, bir düş sevgilisinin kocaman gözleri gibi alımlıydı ama belliydi ki bu kaderle hiç bir yeşile kavuşmak mümkün değildi.
Ellerimi ve ağzımı sonsuza kadar açtım ve bağırdım yırtınırcasına; küsmek istiyorum diye bağırdım; alınmak istiyorum, hayır demek istiyorum, sevmeyebilmek istiyorum. Uzak kalabilmek, nefret edebilmek, temkinli olabilmek, her gördüğüm ışığa atlayan bir sazan gibi olmamak istiyorum diye bağırdım, bağırdım, bağırdım.

Bu yüksekçe kuleden bağırışlarımı takip etmek pek zor olmuyordu, herkese duyurabilmiş miydim yine de emin değildim. Özellikle o yeşil gözlü küçük canavar duymalıydı, ama bu düşüncelerle cebelleşirken ben, işte o yine gelmişti uzun bacaklı zindanımın dibine, alıştığı gibi saçlarımı boşluğa bıraktım bana gelmesi için ve tam o tırmanırken makasla kestim kafamı ense kökümden...

13.2.07

unutmabeni kusmukları

küçük şeylere aşık oluyorum anne.

11.2.07

gönlümdeki köşk olmasa

insan önce kendini sever, hemen sonra böcekleri sevmelidir ve eşeklerin bile bir ruhu olduğunu unutmamalıdır.

ona sanat yapabileceği bir şey aldım; bir çakı, onunla tahtaları oyabilir, hatta çok istediği müzik aletlerini kendisi yapabilirdi.

çakıyı kullanmak zor, kardeşime nazlıya güzel bir kuş yapacağım ilk olarak, kim bilir belki severim ben de bu işi.

anne bak, abim yapmış benim için, güvercinmiş bu, bir kuş. tahtadan ama, abim ağaçlarında ruhu vardır diyor. bakalım bekliyoruz.

nazlı evin çatısına dayalı unuttuğum merdivenin üstünde beyaz bir güvercin görüyor, kendi tahta kuşunu bu güvercine gösterecek, al bak bu da senin cansız halin diyecek belki.

düşünce neler hisseder bir beden, ölünce felan nolur tam olarak.

2.2.07

aşkın elleri gayet küçüktür

Masmavi görünmesine rağmen aslında bir rengi olmadığına emin olduğum bir gökyüzü üzerimde, oramda buramda çokçası sigara içmekte olan bir insan kalabalığı, karşımda deniz kıyısına kurulmuş ulu camiler ve onların efsunlu minareleri, solumda bir tablo gibi şehrin duvarına asılmış topkapı sarayı ve dahası bir kolye gibi istanbulun boynuna asılmış köprüler ve o köprülerin ağırlığına hiç aldırmadan sanat yaşamına devam eden eşsiz boğaz manzarası... Tam yanımda ise bir kaç saattir beraberce yürüdüğümüz iki arkadaşım vardı. Ağladığımı nasıl olduysa benden önce onlar fark etmişlerdi. Ne oldu, neyin var, diye sormaya başladıklarında durumumu yeni yeni anlıyordum. Engellemeye çalıştım, ama bir anda kesilmiyormuş o yağmurlar. Cebimden bir kağıt mendil çıkarıp, iyice kurulandım. Tamam bir şey yok devam edelim yürümeye dedim, sakince... O gün, beni ağlatan şey her neydiyse inan bilmiyorum, ama en son o gün ağladım. Dur bir daha düşüneyim, evet evet, en son o gündü.

Anladım, dedi. Sonra omuzlarımdan tuttu. Anladım, ama bu iyi değil dedi. Ellerini omuzlarımdan çekti, oysa ben hep orada durmasını isterdim. Ne yani çokça ağlasam daha mı iyi dedim. Yoo, ağlamak daha iyi demek istemiyorum ama, bu en son ağladım dediğin gün çok önceleriydi, değil mi? Evet, beş altı sene olmuştu. Daha şaşkın bir ifade takındı, altı yıl gerçekten fazla gelmişti galiba. Ben neredeyse her gün ağlarım biliyor musun, dedi. Her gün ağlayışının bir nedeni vardı elbette ve işte anlatıyordu büyük bir heyecanla. Anlatırken, cümlelerinin ne kadar basit ve kısa cümleler olduğunu farkediyordunuz hemen. Onun sadece kelimelerini değil, yüzünü dudaklarını, ellerini hatta ağzından çıkan güzelim su damlacıklarını (tükürük) de takip ediyordum. Mutluluk gibi bir şeyler hissettiğimi farkettim o an. Bu, bana hep böyle birdenbire olurdu zaten. Sonra sebebini arar dururdum. O ankinin sebebi neydi peki? Yeni birini tanımak, onun hayatında olduğunu düşünmenin kulağa gayet güzel gelmesi mi? Artık başkası değil o benim için diyebilmek belki de sadece. Peki, bu mutlu eder miydi hep?

Hikayesini anlatmayı bitirmişti, bilmiyorum dağılmıştım ben, belki de yarım bırakmıştı. Bir kaç adım ilerimde adeta dans ederek yürüyordu. Ona yetişmek için çabalamadım. O an Haliç'e doğru bakmak istedim büyük bir istekle. Galata Köprüsü'nün parmaklıklarından sallandırdım el işi çantamı bir o yana bir bu yana ve güneşin vedasını izlemeye daldım. Göz kapaklarımdan içeri bir hain gibi sokulan o sinek olmasaydı, izlemeye daha da devam edecektim. Ama şimdi bu davetsiz misafirle uğraşmalıydım. Ovuşturdukça, gözlerim daha çok yanıyor ve acıyordu; ama hala içindeki cesedi çıkaramamıştım. O an, aşkın o küçücük ellerini omuzlarımda hissettim. Kafamı çevirdim, tek gözümle ona baktım. Beni bu halde gördüğüne şaşırmıştı. Ne oldu sana, neden ağlıyorsun, neye üzüldün ki şimdi, diye art arda yağdırmaya başladı soruları. Hayır ağlamıyorum. Gözüme bir şey kaçtı sadece dedim, ama beni dinlemedi bile. O, bana işte tam bu sıralarda aşık oluyordu. Bunu küçük kırmızı bir deniz gibi durmadan dalgalanan dudaklarından anlayabilirdiniz. Dudaklarıyla, gözlerime dokunduğunda, tüm o acının yerini bir ferahlık almıştı. Gözlerinin, ıslak hali de çok hoşuma gitmişti. İşte ben, bir sineğin cansız bedeninde belki de yeni bir hayat bulduğum o gün, ona aşık olmuştum. Ve bu en son aşık olduğum gündü...