23.12.09

Yolculuk

Pabuçlarımdan kurtulmuştu ayaklarım kendime geldiğimde. Çok aydınlık olmayan ama ayaklarıma kadar bir alanı görebildiğim bir dünyaya uyanmıştım. Yattığım hayattan çok farklı olmadığını düşündüm. Kalkmak istedim ama ceketimi tutan bir şey olduğunu fark ettim. Bu daracık alanda zor da olsa geri dönebildim. Bir çivi ama ne çivi. En az bir bacağım kadar uzun ve bir kolum kadar kalın. Ondan ceketimi kurtarabilmek için eğildim. Fakat bu kez şapkamı üstümdeki daha ince bir demire kaptırmıştım. Şapkamı sonra alırım diye düşünüp ceketi kurtarma çabalarıma devam ettim. Ceketimin uzun olan etek kısmı biraz hırpalansa da şimdi özgürdüm. Şapkamı almak için yukarı doğru hareket ettiğimde gördüğüm ise en şaşırtıcı olanıydı. Benim siyah kuşaklı beyaz şapkam bir tavşanın dişleri arasında çiğnenmekteydi. Tavşana doğru bir hareket yaptığım anda ise şapkamla beraber gözden kaybolup gitti.

Şapkanın üzüntüsüyle tavşanın gittiği yöne doğru seğirttim. Aydınlıktı bu taraf. Ben aydınlığa gittikçe daha az görebildim ama. Işık arttıkça gözlerim hiç bir şey seçemez oldu. Biraz karanlık diye yalvardım yüksek sesle. Şapkam diye söylendim...

Yoruldum sonra, gözlerimi kapattım, kafam üşüdü, ağladığımı fark ettim. Genişledikçe etrafım küçüldüğümü hissettim, Gerisin geri yola koyuldum, o karanlık dar deliğe geri dönecektim.



*dw*

12.12.09

üstüme alındım üstü kalsın

Sokaktaki ölü kokusu her zamankinden daha keskindi. Ceketinin iç cebinden mendilini çıkarıp burnunu kapattı. İki üç dakika yürüdükten sonra mendili tekrar iç cebine koydu. Sağ tarafında ışıkları rastgele yanan lunapark solunda ise ışıkların ortalama yüz kilometre hızla geçtikleri bir otoban... O ise tam ortada... İki eş anlamlıya eşit uzaklıktaysam iki zıt anlamlıya da eşit uzaklıktayımdır. Yani şimdi ben doğum ve ölümün tam ortasındaysam yaşam ve onun bedeni de bana aynı uzaklıktalar. Yani onun bedeni benden ne kadar uzaksa yaşam da o kadar uzak.

Hangisi daha gerçekti ışıkların. Belli belirsiz yanıp sönen lunaparkınkiler mi yoksa havayı çizen araçlarınkiler mi? Gerçek olan önüne çıktığınızda sizi ezip geçecek olan mıydı yoksa size hüzünle göz kırpan mı?

Hani dedin ya "öyle gerçekmişiz gibi yapmasak" diye. Hani ben de derim ki "hangisi gerçek sen bana söyle"

Bana hüzünle göz kırpar mısın?




-dw-

8.12.09

requiem

Heyecandan iyice terlemiş avuçlarım ve yağmur yemiş, ama hala üşümek isteyen bir kadının yüzüme tüten dumanı, iki ucu kördüğüm bağlanmış kollarımın arasından kaçmak istiyordu biliyorum. Bir salıncakta gibiydik ve zemin hep kayar gibiydi. Olumsuz fiilerle birbirine bağlı cümlecikler, yapmacık eklerle; hiç mi hiç çekilmez zamanlarla kurulu hikayeler anlattım ona. Gülüyordu şimdi, oysa bana gelirken hep solgun ve benden uzaktayken inadına kıpkırmızıydı önceleri...
Onsuzum şimdi ve geriye sayıyorum, 9,8,7... ve sıfırım yok, nerede biter bilmiyorum. Sonra tüm geri sayımlar sonsuzmuş anlıyorum ve çaresiz ve sayısız ayrılıklar yaşarken de sayıyor muydum hatırlamıyorum.

Onsuz ve ikisiz ve yedisiz bir yirmi yedi yaş; yaşadığım bir deniz üstünde yürümek kadar sahte ve bir mucize kadar saygın.

-Kurtarıcımı tanımadım ama onu beklemek beni özgürleştirdi

DennisWarhol

1.12.09

B.O.K

"İçeri girdiğimde yalnız kalacağımı biliyordum ve biraz önce o korkunç yatak hikayelerinden birini anlatmıştın bana. Diken diken olan tüylerim neredeyse köklerinden ayrılacaklardı. Kilidi çevirdim; eski ve gıcırtılı bir kapı şimdi önümde açılıyordu. İçerdeydim ve karanlıkla başbaşa..."

Bu muydu korkun çocukluğun boyu be? Karanlık ve yalnız kalmak... Ulan en aydınlık günlerde kaybetmedin mi masumiyetini, en güneşli günlerde terk edilmedin mi? İnatla seni memnun eden karanlıktan neden korktun ki bugüne kadar. Ya o kireç suratlı kadınlara, o renkli gözlere meyledişin de bundan mıydı? Çok puştsun be, çok puştsun.





dw